İlkokula başladığım senelerde köyümüze yeni bir öğretmen tanmıştı.Öğretmenin sert tutumu ve disiplini her halinden okunabiliyordu.Bize karşı sert tutumlarıyla epey gözümüzü korkutmuş hatta sınıfa sopayla giriyordu.Bundan dolayı okul bize bir hapishane dersler bir işkence gibi geliyordu.Bir an önce dersin bitmesini paydos olmasını istiyorduk.Sınıfa girdiğinde bir elinde yeşil bir "alfabe" bir elinde de sopa...
Sırayla bizi tahtaya kaldırır alfabeden bir kaç harfi okumamızı istiyordu.Biz ise korkudan bildiğimiz şeyleri dahi unutuyorduk.Hep bize ''Salaklar derdi siz adam olamazsınız sizden bir şey çıkmaz gibisinden laflar söylerdi....
Bir gün en arka sıralarda üç uzun boylu ve ben de dahil arkadaşlara tahtaya çıkmamızı istedi ve cevap veremediğimiz her soru için parmaklarımıza vuruyordu..Canım çok acımıştı ve ben de başladım bağırmaya ve elindeki sopayı tuttum...
Bu bardağı taşıran son damla oldu.Ve okuldan kaçtım eve doğru yol aldım.tabi evde de babam bekliyordu.O da dayak cennettendir felsefesine dayanarak beni suçlu buldu hatta o da öğretmenden geri kalmadı...Sağolsun annem olmasaydı kolay kolay kurtulamıyacaktım.
2 sene sonra yeni bir bayan öğretmen okulumuza geldi.Ve bana ısrarla okula devam etmemi istedi.Ben de bunu kabul ettim ve onun sayesinde şimdi aydın bir
insan olmak için çabalıyorum...
Öğretmenlik bir sevgi mesleği olduğunu kavradım...
( * ) Özcan Özden