‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.
Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``
Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.
Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.
Öğrenciniz Necip GÜVEN
27 Haziran 2010 Pazar
16 Haziran 2010 Çarşamba
Öğretmenim Her Şey Senin Elinde
1994 yılında bir lise müdürünün başından geçen bir olayı onun ağzından anlatmak istiyorum.Şöyle anlatıyor:“1994 yılıydı.Bir lisede okul müdürü olarak göreve başlamıştım.Yatılı öğrecilerimizin bulunduğu pansiyonlu bir okuldu.Tabiki yurdun çeşitli yörelerinden gelmiş ve çok çeşitli problemleri olan öğrenciler bulunmaktaydı,çevrenin de büyük baskısı vardı.Geldikleri yörelerde terör baskısı ve yakınlarının terör odakları ile irtibata girmiş olmaları bilinçsiz öğrencilerimizi de olumsuz yönde etkilemişti.Ayrıca bazı çevrelerin öğrencilerimizi bizim aleyhimize kışkırtmaları ve bunu yoğun bir şekilde sürdürmeleri neticesinde zaman zaman sıkıntılar yaşadık.
Bu durum karşısında müdür yardımcısı arkadaşlarımla birlikte azimle öğrencilerimizi takip ederek,sık sık toplayıp nasihat ederek,onlara yardımcı olacağımızı anlatarak yakından temasa geçtik.Devamsızlık temizlik ve çalışma sistemlerini izleyerek düzene sokmaya çalıştık.Bütün bunları yaparken onların öneri ve görüşlerini de göz önünde bulundurmaya özen gösterdik.Böylelikle kendimizi sevdirmek yani kabul ettirmekle işe başladık.
Örneğin öğrencilerimizin önerileri doğrultusunda yemek çıkararak,yemeklerin tüketilmesinde israf etmeden,severek yediklerine, iyi beslendiklerine şahit olduk.Problemli bir grup öğrencimizin okulla ilgileri kalmamışken onları okula kazandırmakla kalmayıp başarılı olduklarını da gördük.Bu öğrencilerimizden üniversiteyi bitirenleri de gördükçe mutlu olmaktayım.O yıl soyadı Karlıdağ olan bir öğrencimin hocam siz bu okula gelmeseydiniz biz kesinlikle bu okuldan mezun olamazdık,mezun etmezlerdi deyişi hala kulaklarımda.”
Anlatacağım ikinci örnek olay ise bir öğretmenin yanlış tutumunu sergiliyor.Olay Elazığ’ın Palu İlçesi’nde geçiyor.Öğretmen sınıfta düzeni bozan bir kısım öğrenciyi kendi yöntemlerini kullanarak kendi deyimiyle”dize getirmeye” çalışıyor.Yani bu çocukları bir güzel dayaklıyor. Zaten deli dolu olan bu çocuklar bu dayağı gururlarına yediremiyorlar ve çok ilginç bir yola başvurarak intikam almaya çalışıyorlar.Ne mi yapıyorlar? Öğretmenlerinin henüz anaokuluna giden oğlunu okul çıkışında yakalayıp”Senin baban da bizi böyle dövdü”diyerek çocukcağızı epeyce hırpalıyorlar.
( * ) Ayşegül TÖK
Kaynak:KAYNAK: http://web.inonu.edu.tr/~ikram/Siniftaunutamadim
Bu durum karşısında müdür yardımcısı arkadaşlarımla birlikte azimle öğrencilerimizi takip ederek,sık sık toplayıp nasihat ederek,onlara yardımcı olacağımızı anlatarak yakından temasa geçtik.Devamsızlık temizlik ve çalışma sistemlerini izleyerek düzene sokmaya çalıştık.Bütün bunları yaparken onların öneri ve görüşlerini de göz önünde bulundurmaya özen gösterdik.Böylelikle kendimizi sevdirmek yani kabul ettirmekle işe başladık.
Örneğin öğrencilerimizin önerileri doğrultusunda yemek çıkararak,yemeklerin tüketilmesinde israf etmeden,severek yediklerine, iyi beslendiklerine şahit olduk.Problemli bir grup öğrencimizin okulla ilgileri kalmamışken onları okula kazandırmakla kalmayıp başarılı olduklarını da gördük.Bu öğrencilerimizden üniversiteyi bitirenleri de gördükçe mutlu olmaktayım.O yıl soyadı Karlıdağ olan bir öğrencimin hocam siz bu okula gelmeseydiniz biz kesinlikle bu okuldan mezun olamazdık,mezun etmezlerdi deyişi hala kulaklarımda.”
Anlatacağım ikinci örnek olay ise bir öğretmenin yanlış tutumunu sergiliyor.Olay Elazığ’ın Palu İlçesi’nde geçiyor.Öğretmen sınıfta düzeni bozan bir kısım öğrenciyi kendi yöntemlerini kullanarak kendi deyimiyle”dize getirmeye” çalışıyor.Yani bu çocukları bir güzel dayaklıyor. Zaten deli dolu olan bu çocuklar bu dayağı gururlarına yediremiyorlar ve çok ilginç bir yola başvurarak intikam almaya çalışıyorlar.Ne mi yapıyorlar? Öğretmenlerinin henüz anaokuluna giden oğlunu okul çıkışında yakalayıp”Senin baban da bizi böyle dövdü”diyerek çocukcağızı epeyce hırpalıyorlar.
( * ) Ayşegül TÖK
Kaynak:KAYNAK: http://web.inonu.edu.tr/~ikram/Siniftaunutamadim
Etiketler:
ayşegül tök,
edebiyat öğretmeni,
lise,
okul müdürü,
öğrenci,
öğretmen,
yanlış tutum
Öğretmenimiz Ali'ye Hakaret Etti
Ben Lise-2 siniftayken yasamis olduğum bir animi anlatmak istiyorum.sinifimizda ki öğrencilerden Pinar matematik dersinin ilk yazilisina raporlu olduğu için girememisti.Rapor süresi dolduktan sonra matematik öğretmenimiz Pinar'i yazili yapti.
Pinar yazili kağidini verdikten sonra sinifimizdaki öğrencilerden Ali Pinar'a şu soruyu yöneltti:"Pinar yazilin nasil geçti?"Pinar'da yazilisinin pek iyi geçmediğini söyledi.
Çaliskanlik bakimindan sinifin vasat ögrencilerinden olan Ali:"Ben olsam 100 alirdim"dedi.Bunu duyan matematik öğretmenimiz Ali'ye atfen "senin gibi köpekler yüz değil ağziyla kuş tutsa yine bu dersten geçirmem" dedi.
Ali de öğretmenimize yönelerek "öğretmenim ben köpek miyim?"dedi. Öğretmenimiz de:"Benim gözümde köpeksin"diye karşılık verdi.Ali buna cevaben:"Hocam benim gözümde de siz bir köpeksiniz"dedi.Öğretmenimiz bu laf karsisinda sok oldu.çantasini topladigi gibi siniftan ayrildi.
Bes dakika sonra okul nöbetçisi sinifa gelerek Ali'yi okul müdürünün çagirdigini
söyledi.O günde günlerden cuma idi.Bayrak töreni için dersten sonra asagiya indik.Okul müdürü çok sinirlenmisti ve öğrencilere yönelik bir konusma yapti.Ali'nin bu tavrindan dolayi okuldan atildiğini söyledi ve öğretmenlere karsi saygili olmamiz konusunda tavsiyelerde bulundu.
Okul yönetimi tarafindan siniftan herhangi bir kişi cagrilipta olayin asli ögrenilmedi...
( * ) HASiM KAYGISIZ
Pinar yazili kağidini verdikten sonra sinifimizdaki öğrencilerden Ali Pinar'a şu soruyu yöneltti:"Pinar yazilin nasil geçti?"Pinar'da yazilisinin pek iyi geçmediğini söyledi.
Çaliskanlik bakimindan sinifin vasat ögrencilerinden olan Ali:"Ben olsam 100 alirdim"dedi.Bunu duyan matematik öğretmenimiz Ali'ye atfen "senin gibi köpekler yüz değil ağziyla kuş tutsa yine bu dersten geçirmem" dedi.
Ali de öğretmenimize yönelerek "öğretmenim ben köpek miyim?"dedi. Öğretmenimiz de:"Benim gözümde köpeksin"diye karşılık verdi.Ali buna cevaben:"Hocam benim gözümde de siz bir köpeksiniz"dedi.Öğretmenimiz bu laf karsisinda sok oldu.çantasini topladigi gibi siniftan ayrildi.
Bes dakika sonra okul nöbetçisi sinifa gelerek Ali'yi okul müdürünün çagirdigini
söyledi.O günde günlerden cuma idi.Bayrak töreni için dersten sonra asagiya indik.Okul müdürü çok sinirlenmisti ve öğrencilere yönelik bir konusma yapti.Ali'nin bu tavrindan dolayi okuldan atildiğini söyledi ve öğretmenlere karsi saygili olmamiz konusunda tavsiyelerde bulundu.
Okul yönetimi tarafindan siniftan herhangi bir kişi cagrilipta olayin asli ögrenilmedi...
( * ) HASiM KAYGISIZ
Etiketler:
ali,
haşim kaygısız,
matematik öğretmeni,
okul müdürü,
yazılı
İlk Derste Matematikten Koptuk
Ögrencilik hayatim boyunca beni etkileyen bir sürü olay olmustur.Fakat en çok etkilendigim olay lise 2. siniftayken basimdan geçmisti. Ögrenim gördügüm lisede dersler dogru dürüst islenmiyordu. Okulda farkli görüslere mensup ögrenci gruplari vardi. Bu gruplar sürekli birbirleriyle çatisma halinde olduklari için okul tam bir kargasa içindeydi. Bu nedenlerden dolayi her dönem bir dersimiz bos geçerdi. Lise 2. sinifin son döneminde matematik dersimiz bos geçiyordu.
Bir gün müdür sinifa girmemizi yeni bir matematik hocasinin geldigini söyledi. Hepimiz sinifa girdik ve yeni gelen hocayi beklemeye basladik. Ders zili çalinca kapidan hoca göründü ve selam bile vermeden "Ben sizin yeni matematik hocanizim bu okulda neler oldugunu biliyorum,ismim Mehmet ben diger hocalara asla benzemem dersimi dinlemek isteyen efendi gibi dinler,dinlemek istemeyen öküz gibi siniftan çikip gider."
Hocanin bu ani ve beklenmedik söylemleri karsisinda hepimiz sasirip kalmistik. Yanimda oturan en iyi arkadasim ayaga kalkip hocaya sunlari söyledi: "Ben sizin ögrencinizim, ismim Ahmet bu sinifa gelen hoca ders anlatacaksa efendi gibi dinleriz yok bize hakaret edecekse öküz gibi defolup geldigi yere gitsin." Bu yüzden hoca bagirmaya basladi ve arkadasimin üzerine yürüdü. Ben ve bir kaç arkadasimiz daha ayaga kalkip hocaya Ahmet ile ayni fikirde oldugumuzu söyledik. Hocayla aramizda kavga derecesine varan bir tartisma çikti.
Hoca siniftan çikinca hepimizi müdüre sikayet etti; fakat biz olup bitenleri müdüre anlatinca müdür hakli oldugumuz kanisina vardi. Bu olay beni oldukça etkilemisti.Çünkü onca yil egitim görmüs ve ögretmen olan bir insanin bu davranislari beni zaten yetersiz olan egitim sisteminden tamamen sogutmustu ve geçici bir süre bütün hocalara Mehmet hocaya baktigim gözle bakmaya basladim. Fakat daha sonra derslerime giren ve tanidigim dürüst,erdemli ve basarili ögretmenlerin sayesinde,ben de bu gün ögretmenlik gibi kutsal bir meslegin üyesi olma çabasi içindeyim.
( * ) Nasır Sevim
Bir gün müdür sinifa girmemizi yeni bir matematik hocasinin geldigini söyledi. Hepimiz sinifa girdik ve yeni gelen hocayi beklemeye basladik. Ders zili çalinca kapidan hoca göründü ve selam bile vermeden "Ben sizin yeni matematik hocanizim bu okulda neler oldugunu biliyorum,ismim Mehmet ben diger hocalara asla benzemem dersimi dinlemek isteyen efendi gibi dinler,dinlemek istemeyen öküz gibi siniftan çikip gider."
Hocanin bu ani ve beklenmedik söylemleri karsisinda hepimiz sasirip kalmistik. Yanimda oturan en iyi arkadasim ayaga kalkip hocaya sunlari söyledi: "Ben sizin ögrencinizim, ismim Ahmet bu sinifa gelen hoca ders anlatacaksa efendi gibi dinleriz yok bize hakaret edecekse öküz gibi defolup geldigi yere gitsin." Bu yüzden hoca bagirmaya basladi ve arkadasimin üzerine yürüdü. Ben ve bir kaç arkadasimiz daha ayaga kalkip hocaya Ahmet ile ayni fikirde oldugumuzu söyledik. Hocayla aramizda kavga derecesine varan bir tartisma çikti.
Hoca siniftan çikinca hepimizi müdüre sikayet etti; fakat biz olup bitenleri müdüre anlatinca müdür hakli oldugumuz kanisina vardi. Bu olay beni oldukça etkilemisti.Çünkü onca yil egitim görmüs ve ögretmen olan bir insanin bu davranislari beni zaten yetersiz olan egitim sisteminden tamamen sogutmustu ve geçici bir süre bütün hocalara Mehmet hocaya baktigim gözle bakmaya basladim. Fakat daha sonra derslerime giren ve tanidigim dürüst,erdemli ve basarili ögretmenlerin sayesinde,ben de bu gün ögretmenlik gibi kutsal bir meslegin üyesi olma çabasi içindeyim.
( * ) Nasır Sevim
Etiketler:
kutsal,
matematik,
mehmet,
nasır sevim,
öğretmenlik,
selam,
sınıf
Matematik Dersini Çok Seviyordum
BU NASIL ÖĞRETMEN
Orta okul son siniftaydim.Matematik dersini çok seviyordum.Bizim okula yeni bir matematik öğretmeni atanmıştı.Öğretmen gayet başarılı ve etkili dersini anlatıyor ve biz de zevkle dinliyorduk.gittikçe hocayı ve matematik dersini daha çok sevmeye başlıyordum.3.sinifin II.döneminde matematik dersinden son yazili oluyorduk.Ben arka siralardan birinde oturuyordum.Öğretmen sinav sorularini, tahtaya yazıyor ve biz de yazili kağitlarimiza geçiriyorduk.
Fakat hocanin el yazisini tahtadan okuyamiyordum.Son soru tahtaya fazla siğmamis öğretmen de kısa cümlelerle ve küçük harflerle soruyu tahtanın en alt tarafına yazmisti.Sinifta bazi arkadaşlar tahtadaki sorularin okunmadığından sikayet edince öğretmen de sorulardan bir kaçını okudu.Fakat son soruyu okumadi.Ve ben de "son soruyu tekrar eder misiniz" dedim.
Öğretmen döndü , bana doğru hizla geldi ve iki eliyle kafamı tokatladi.Ne olduğunu anlayamadım.Bir eliyle başıma vuruyor diğer eliyle sağ kulağımı çekiyordu.Fakat ben hocanın bu şiddetli harekete son vermesini bekliyordum.Kulaklarım zangirdiyor,basim agırıyor,gözlerimden yaşlar akıyordu. Sınıftaki arkadaşlarım şaşkın bakişlarla bana bakiyordu.Ne olduğunu anlamamişlardi.
Öğretmen sınıfa döndü ve klasik sınav talimati vermeye başladi.15 dk. kendime gelemedim , takdir belgesiellerimin titremesinden kalemi tutamıyordum.Ve sorulara konsantre olamıyordum.Halbuki sorulara ilk baktığımda bana çok kolay gelmişti hemen hepsinin cevabini çok rahat bir şekilde yapabiliyordum. Ama bir türlü cevap kağıdına bir şey yazamadım.Bos kağıt verdim ve çıktım...
Sınav sonuçları açıklandı ortalamam 2 düşmüş yani dersten geçtim ama bunun yüzünden "TAKTIR BELGESI" alamadim.Ortaokulu bitirdim liseye başladim.Lise 1. sinifta iken okulumuzda eğitsel kol çalişmalari yapiliyordu.Ve ben de kütüphane kolu başkani seçildim.Bir gün felsefe hocamiz elinde bir koli ile geldi.Kütüphaneye götürdü.Sonra benden bu kolideki kitaplari raflara yerleştirmemi istedi. Kolideki kitapların içinden "BILGISAYARA GIRIS" isimli kitap gözüme çarpti kitabin yazarina baktim.Benim orta okul son siniftaki matematik öğretmenimin ismi vardi: ISMAIL ............
O öğretmenden o kadar nefret ediyordum ki bu kitabi aldim ve direk kalorifer dairesine indim.Ve cebimdeki kibrit kutusunu çikardim kitabi yakmaya başladim.Kitabin her sayfasi yandikça sanki o öğretmenden intikamimi aliyordum ve zevk alıyor, seviniyordum.
( * ) Özcan Özden
Orta okul son siniftaydim.Matematik dersini çok seviyordum.Bizim okula yeni bir matematik öğretmeni atanmıştı.Öğretmen gayet başarılı ve etkili dersini anlatıyor ve biz de zevkle dinliyorduk.gittikçe hocayı ve matematik dersini daha çok sevmeye başlıyordum.3.sinifin II.döneminde matematik dersinden son yazili oluyorduk.Ben arka siralardan birinde oturuyordum.Öğretmen sinav sorularini, tahtaya yazıyor ve biz de yazili kağitlarimiza geçiriyorduk.
Fakat hocanin el yazisini tahtadan okuyamiyordum.Son soru tahtaya fazla siğmamis öğretmen de kısa cümlelerle ve küçük harflerle soruyu tahtanın en alt tarafına yazmisti.Sinifta bazi arkadaşlar tahtadaki sorularin okunmadığından sikayet edince öğretmen de sorulardan bir kaçını okudu.Fakat son soruyu okumadi.Ve ben de "son soruyu tekrar eder misiniz" dedim.
Öğretmen döndü , bana doğru hizla geldi ve iki eliyle kafamı tokatladi.Ne olduğunu anlayamadım.Bir eliyle başıma vuruyor diğer eliyle sağ kulağımı çekiyordu.Fakat ben hocanın bu şiddetli harekete son vermesini bekliyordum.Kulaklarım zangirdiyor,basim agırıyor,gözlerimden yaşlar akıyordu. Sınıftaki arkadaşlarım şaşkın bakişlarla bana bakiyordu.Ne olduğunu anlamamişlardi.
Öğretmen sınıfa döndü ve klasik sınav talimati vermeye başladi.15 dk. kendime gelemedim , takdir belgesiellerimin titremesinden kalemi tutamıyordum.Ve sorulara konsantre olamıyordum.Halbuki sorulara ilk baktığımda bana çok kolay gelmişti hemen hepsinin cevabini çok rahat bir şekilde yapabiliyordum. Ama bir türlü cevap kağıdına bir şey yazamadım.Bos kağıt verdim ve çıktım...
Sınav sonuçları açıklandı ortalamam 2 düşmüş yani dersten geçtim ama bunun yüzünden "TAKTIR BELGESI" alamadim.Ortaokulu bitirdim liseye başladim.Lise 1. sinifta iken okulumuzda eğitsel kol çalişmalari yapiliyordu.Ve ben de kütüphane kolu başkani seçildim.Bir gün felsefe hocamiz elinde bir koli ile geldi.Kütüphaneye götürdü.Sonra benden bu kolideki kitaplari raflara yerleştirmemi istedi. Kolideki kitapların içinden "BILGISAYARA GIRIS" isimli kitap gözüme çarpti kitabin yazarina baktim.Benim orta okul son siniftaki matematik öğretmenimin ismi vardi: ISMAIL ............
O öğretmenden o kadar nefret ediyordum ki bu kitabi aldim ve direk kalorifer dairesine indim.Ve cebimdeki kibrit kutusunu çikardim kitabi yakmaya başladim.Kitabin her sayfasi yandikça sanki o öğretmenden intikamimi aliyordum ve zevk alıyor, seviniyordum.
( * ) Özcan Özden
Etiketler:
matematiği çok seviyordum,
özcan özden,
takdir belgesi
Öğretmenlik Bir Sevgi Mesleğidir
İlkokula başladığım senelerde köyümüze yeni bir öğretmen tanmıştı.Öğretmenin sert tutumu ve disiplini her halinden okunabiliyordu.Bize karşı sert tutumlarıyla epey gözümüzü korkutmuş hatta sınıfa sopayla giriyordu.Bundan dolayı okul bize bir hapishane dersler bir işkence gibi geliyordu.Bir an önce dersin bitmesini paydos olmasını istiyorduk.Sınıfa girdiğinde bir elinde yeşil bir "alfabe" bir elinde de sopa...
Sırayla bizi tahtaya kaldırır alfabeden bir kaç harfi okumamızı istiyordu.Biz ise korkudan bildiğimiz şeyleri dahi unutuyorduk.Hep bize ''Salaklar derdi siz adam olamazsınız sizden bir şey çıkmaz gibisinden laflar söylerdi....
Bir gün en arka sıralarda üç uzun boylu ve ben de dahil arkadaşlara tahtaya çıkmamızı istedi ve cevap veremediğimiz her soru için parmaklarımıza vuruyordu..Canım çok acımıştı ve ben de başladım bağırmaya ve elindeki sopayı tuttum...
Bu bardağı taşıran son damla oldu.Ve okuldan kaçtım eve doğru yol aldım.tabi evde de babam bekliyordu.O da dayak cennettendir felsefesine dayanarak beni suçlu buldu hatta o da öğretmenden geri kalmadı...Sağolsun annem olmasaydı kolay kolay kurtulamıyacaktım.
2 sene sonra yeni bir bayan öğretmen okulumuza geldi.Ve bana ısrarla okula devam etmemi istedi.Ben de bunu kabul ettim ve onun sayesinde şimdi aydın bir
insan olmak için çabalıyorum...
Öğretmenlik bir sevgi mesleği olduğunu kavradım...
( * ) Özcan Özden
Sırayla bizi tahtaya kaldırır alfabeden bir kaç harfi okumamızı istiyordu.Biz ise korkudan bildiğimiz şeyleri dahi unutuyorduk.Hep bize ''Salaklar derdi siz adam olamazsınız sizden bir şey çıkmaz gibisinden laflar söylerdi....
Bir gün en arka sıralarda üç uzun boylu ve ben de dahil arkadaşlara tahtaya çıkmamızı istedi ve cevap veremediğimiz her soru için parmaklarımıza vuruyordu..Canım çok acımıştı ve ben de başladım bağırmaya ve elindeki sopayı tuttum...
Bu bardağı taşıran son damla oldu.Ve okuldan kaçtım eve doğru yol aldım.tabi evde de babam bekliyordu.O da dayak cennettendir felsefesine dayanarak beni suçlu buldu hatta o da öğretmenden geri kalmadı...Sağolsun annem olmasaydı kolay kolay kurtulamıyacaktım.
2 sene sonra yeni bir bayan öğretmen okulumuza geldi.Ve bana ısrarla okula devam etmemi istedi.Ben de bunu kabul ettim ve onun sayesinde şimdi aydın bir
insan olmak için çabalıyorum...
Öğretmenlik bir sevgi mesleği olduğunu kavradım...
( * ) Özcan Özden
Etiketler:
alfabe,
edebiyat öğretmeni,
meslek,
özcan özden,
sert tutum,
sevgi,
sopa
Ben Böyle Bir Öğretmen Olmayacağım.
Lise ikinci sınıftaydım.Anadolu ticaret lisesine devam etmekteydim.Lisenin en kötü,yaramaz sınıflarında birindeydim.Okulun son dönemleriydi.Bu nedenle sınıfta birbirimizi iyi tanıyorduk. Sorunlarımızı birbirimizle paylaşıyorduk.Elbette herkesin kendine göre problemleri vardı.Bu problemler davranışlarımıza olumlu yada olumsuz yansıyordu.Kimi içine kapanık kimi ise aşırı yaramazdı.
O zamanlar yaşadığım bir olay beni çok etkilemişti.Sınıfımızda Serkan isimli bir arkadaşımız vardı.Oldukça yaramazdı.Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmişti,abisi ile yaşıyordu.Sanırım bu bir insanın başına gelebilecek en kötü olaydı.Ona acımıyordum ama yaşadığı olay haksızlık gibi geliyordu.
Okulumuzda Orhan isminde bir matematik öğretmeni vardı.Herkesin korktuğu bir öğretmendi ama kimsenin ondan saygıyla bahsettiğini duymadım.Çünkü otoriteyi öğremcilere hakaret ederek,onları döverek sağlıyordu.
Bir gün derse girdi ve Serkanı tahtaya kaldırdı.Yoklamayı yaptı,defteri imzaladı Serkan tahtada büyük bir korkuyla bekliyordu.Öğretmen sandalyeden kalktı,Serkanın yanına geldi,üzerini aramaya başladı.Sonunda aradığını bulmuştu;Serkanın cebinden bir paket sigara çıktı.
Serkan büyük bir korkuyla öğretmenin yüzüne baktı,bizde oda bu olayın sonucunu görmek istemiyorduk.Orhan öğertmen o büyük ve şişkin elleriyle Serkanı dövmeye başladı.Serkan'ın yürüyecek hali bile kalmadı ve sonunda sınıftan attı.Bu onun için en iyisi oldu.Tüm sınıf çok korktu ve etkilendi.Serkanın ne büyük bir öfke ve isyan yaşadığını düşünemiyorum bile.
Bu olay beni çok etkilemişti.Öğretmenin anlayışsızlığı ve ilkel tavrı karşısında değerlerim sarsıldı.Öğretmen Serkan'ı sınıfta değilde sınıf dışında uyarabilirdi.Öğretmen yeri geldiğinde anne,baba,abi,arkadaş değil miydi?
Belkide Serkan'ın bunu ona söyleyecek bir babaya,baba şefkatine ihtiyacı vardı.Öğretmenin buna cesareti olmayacak ki sadece kendi egolarını tatmin etmek ,otoritesini ispatlamak adına Serkan'ı küçük düşürdü.Anlayış ve sorgulamadan yoksun insanların dayak atarak ve insanların psikolojisini bozarak yeni nesiller ve yurttaş yetiştiriyor olmaları her açıdan çok kötü.Şunu iyi biliyorumki ben böyle bir öğretmen olmayacağım.
Lisans öğrenimimin 4. sınıfında bir tez çalismasi yapmam gerekiyordu.Uygulamali bir araştırma seçtim.Örneklem grubu olarak ortaögretimde görev yapan ögretmenleri seçtik.Anket sorularını hazırladıktan sonra bana, okullara gidip öğretmenlerle görüşmek , çalışmamla ilgili onların görüslerini almak ve anket formundaki sorulari cevaplamalarını sağlamak kalmıştı.
Bu çalismayla ilgili bir çok okula gittim.Bazı okullarda çok saygıyla ve gönüllü olduklarını belirten tavırlarla karşılaştım.Ancak bazı okullarda öğretmen ve idarecilerin böyle çalışmalara sıcak bakmadıklarını ve tavırlarını da açıkça ortaya koyduklarını gördüm.
2. yarıyılın ikinci haftasıydı.Ben pazartesi günümün saat 16:00'a kadar olan kısmını okullara gidip öğretmenlerle görüşmeye ayırmıştım.Sabahleyin önceden belirlediğim okulun yolunu tuttum.Her gittiğim okulda yaptigim gibi müdürle görüşüp onayını aldıktan sonra öğretmenler odasına gidip bir koltuga oturdum.Ders saati olduğu için öğretmenlerin çoğu derstteydi. Yalnızca bir kaç öğretmen öğretmenler odasindaydı..Orada bulunan öğretmenlerle görüştüm,kendimi ve yaptığım çalışmayı tanıtarak anket formunu doldurmalarını rica ettim.
İlk görüştüğüm öğretmen yorgun olduğunu ve böyle şeylerle uğraşmaktan hoşlanmadığını, çokta gerekli bulmadığını söylerek ricamı reddetti.İlk görüştüğüm öğretmenden böyle bir cevabı duyduktan sonra günümün iyi geçmeyecegini böyle cevaplarla sık karşılaşacağımı düşündüm.
Teneffüs zili çaldı.Öğretmenlerin çoğu öğretmenler odasına geldiler.Görüşebildiğim kadar öğretmenle görüşmeye çalıştım.Bazı öğretmenler anket formlarını alıp snıfta dolduracaklarını söylediler.Diğer teneffüs bunlari alacaktım.Tekrar ders zili çaldi ve öğretmenler sınıflarına gittiler. Öğretmenlerin çoğu yorgun görünüyordu.Özellikle büyük okullarda ögretmenlerin "Ders bitse de gitsem" kaygisi içinde olduklarını gördüm.Ya da ben öyle hissettim.
Masada oturan ve önündeki kagitlari dikkatle inceleyen 45 yaşlarında sert görünümlü bir öğretmen dikkatimi çekti.Onunla görüşmem gerektiğini düşünerek yanina gittim."Merhaba hocam oturabilir miyim?" diyerek izin istedim."Otur bakalım " dedi.Sert görünümüne aldanarak çekingen bir sekilde yanina oturdum.
Kendimi ve yaptığım çalışmayı tanitmaya başladım ki beni susturdu ve "Dur bakalim önce bir çay içelim "diyerek iki çay söyledi.Önündeki kağıtlar dikkatimi çekti.Okul açılalı bir hafta olmuştu, yazılı yoklama olamazdı.Ancak ben yine de merak ettigim seyi öğrenmek için "Hocam
yazılı sınav mi yaptınız?" dedim."Hayır"diyerek cevap verdi.
Ben açiklama yapmasını ve merakımı gidermesini beklerken sustu,gelen çayını içmeye ve verdiğim anket formunu incelemeye başladı."Anlat bakalım, sana nasıl yardımcı olabilirim?" dedi.Ben kendimi bir kez daha tanıtarak yapmış olduğum çalışmayla ilgili bilgi verdim ve görüşlerini almak istediğimi söyledim.Anket formundaki sorulari cevaplamaya basladi.
Benim önündeki kagıtlara gözümün takıldığını görünce anket formunu bırakti ve "Sen de bir gün öğretmen olacaksın ve şimdi merakla izlediğin herşeyi sen de yapacaksın,yapman gerekiyor. Birçok öğretmenin dogrulugunu bilipte yapmadığı şey ; ögrencileri tanımak,onları anlamaya çalışmaktır.Bunlar öğrencilerin kendi hayatlarını anlattıkları daha doğrusu anlatmaya çalıştıkları küçük hikayeler.
Ben dersine girdiğim her sınıftakı öğrencileri bu şekilde de olsa tanımaya çalışıyorum.Bunu bir de dönem ortasına doğru yapıyorum.Samimiyetime inandiklari zaman isler daha da kolaylasiyor.
Her ögrenci kendi kafasinda ayri bir dünyada yasar.Onlari etkileyen çok sey vardir. Onlarin dünyasinda hersey farkli isler.Bizlerin bunlari kavramaya çalismasi gerekmektedir.Herseyden önce her ögrencinin farkli oldugunu bilmek gerekir." dedi.
Edebiyat ögretmeniydi.Daha birçok konuda konustuk.Sadece söyleyen, söylediklerini kendisi uygulamayan bir ögretmen degil ,her söyledigini yapmis olan bir ögretmenle konusuyor olmak beni çok sevindirdi.Çok sayida ögretmenle görüsmüstüm ancak hiçbiri konustugum edebiyat ögretmeni kadar ögrencilerini tanima ,onlarla iyi iletisim kurma çabasi içerisinde degildi.
Ben bu düsüncelerle okuldan ayrilirken bir soru sormayi unutmustum. Bu kadar sohbet ettigim ve fikirlerinden faydalandigim,kendisinden çok etkilendigim edebiyat ögretmeninin adini sormayi unutmustum.
( * ) Pınar ŞAHİN
Kaynak: KAYNAK: http://web.inonu.edu.tr/~ikram/Siniftaunutamadim
O zamanlar yaşadığım bir olay beni çok etkilemişti.Sınıfımızda Serkan isimli bir arkadaşımız vardı.Oldukça yaramazdı.Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmişti,abisi ile yaşıyordu.Sanırım bu bir insanın başına gelebilecek en kötü olaydı.Ona acımıyordum ama yaşadığı olay haksızlık gibi geliyordu.
Okulumuzda Orhan isminde bir matematik öğretmeni vardı.Herkesin korktuğu bir öğretmendi ama kimsenin ondan saygıyla bahsettiğini duymadım.Çünkü otoriteyi öğremcilere hakaret ederek,onları döverek sağlıyordu.
Bir gün derse girdi ve Serkanı tahtaya kaldırdı.Yoklamayı yaptı,defteri imzaladı Serkan tahtada büyük bir korkuyla bekliyordu.Öğretmen sandalyeden kalktı,Serkanın yanına geldi,üzerini aramaya başladı.Sonunda aradığını bulmuştu;Serkanın cebinden bir paket sigara çıktı.
Serkan büyük bir korkuyla öğretmenin yüzüne baktı,bizde oda bu olayın sonucunu görmek istemiyorduk.Orhan öğertmen o büyük ve şişkin elleriyle Serkanı dövmeye başladı.Serkan'ın yürüyecek hali bile kalmadı ve sonunda sınıftan attı.Bu onun için en iyisi oldu.Tüm sınıf çok korktu ve etkilendi.Serkanın ne büyük bir öfke ve isyan yaşadığını düşünemiyorum bile.
Bu olay beni çok etkilemişti.Öğretmenin anlayışsızlığı ve ilkel tavrı karşısında değerlerim sarsıldı.Öğretmen Serkan'ı sınıfta değilde sınıf dışında uyarabilirdi.Öğretmen yeri geldiğinde anne,baba,abi,arkadaş değil miydi?
Belkide Serkan'ın bunu ona söyleyecek bir babaya,baba şefkatine ihtiyacı vardı.Öğretmenin buna cesareti olmayacak ki sadece kendi egolarını tatmin etmek ,otoritesini ispatlamak adına Serkan'ı küçük düşürdü.Anlayış ve sorgulamadan yoksun insanların dayak atarak ve insanların psikolojisini bozarak yeni nesiller ve yurttaş yetiştiriyor olmaları her açıdan çok kötü.Şunu iyi biliyorumki ben böyle bir öğretmen olmayacağım.
Lisans öğrenimimin 4. sınıfında bir tez çalismasi yapmam gerekiyordu.Uygulamali bir araştırma seçtim.Örneklem grubu olarak ortaögretimde görev yapan ögretmenleri seçtik.Anket sorularını hazırladıktan sonra bana, okullara gidip öğretmenlerle görüşmek , çalışmamla ilgili onların görüslerini almak ve anket formundaki sorulari cevaplamalarını sağlamak kalmıştı.
Bu çalismayla ilgili bir çok okula gittim.Bazı okullarda çok saygıyla ve gönüllü olduklarını belirten tavırlarla karşılaştım.Ancak bazı okullarda öğretmen ve idarecilerin böyle çalışmalara sıcak bakmadıklarını ve tavırlarını da açıkça ortaya koyduklarını gördüm.
2. yarıyılın ikinci haftasıydı.Ben pazartesi günümün saat 16:00'a kadar olan kısmını okullara gidip öğretmenlerle görüşmeye ayırmıştım.Sabahleyin önceden belirlediğim okulun yolunu tuttum.Her gittiğim okulda yaptigim gibi müdürle görüşüp onayını aldıktan sonra öğretmenler odasına gidip bir koltuga oturdum.Ders saati olduğu için öğretmenlerin çoğu derstteydi. Yalnızca bir kaç öğretmen öğretmenler odasindaydı..Orada bulunan öğretmenlerle görüştüm,kendimi ve yaptığım çalışmayı tanıtarak anket formunu doldurmalarını rica ettim.
İlk görüştüğüm öğretmen yorgun olduğunu ve böyle şeylerle uğraşmaktan hoşlanmadığını, çokta gerekli bulmadığını söylerek ricamı reddetti.İlk görüştüğüm öğretmenden böyle bir cevabı duyduktan sonra günümün iyi geçmeyecegini böyle cevaplarla sık karşılaşacağımı düşündüm.
Teneffüs zili çaldı.Öğretmenlerin çoğu öğretmenler odasına geldiler.Görüşebildiğim kadar öğretmenle görüşmeye çalıştım.Bazı öğretmenler anket formlarını alıp snıfta dolduracaklarını söylediler.Diğer teneffüs bunlari alacaktım.Tekrar ders zili çaldi ve öğretmenler sınıflarına gittiler. Öğretmenlerin çoğu yorgun görünüyordu.Özellikle büyük okullarda ögretmenlerin "Ders bitse de gitsem" kaygisi içinde olduklarını gördüm.Ya da ben öyle hissettim.
Masada oturan ve önündeki kagitlari dikkatle inceleyen 45 yaşlarında sert görünümlü bir öğretmen dikkatimi çekti.Onunla görüşmem gerektiğini düşünerek yanina gittim."Merhaba hocam oturabilir miyim?" diyerek izin istedim."Otur bakalım " dedi.Sert görünümüne aldanarak çekingen bir sekilde yanina oturdum.
Kendimi ve yaptığım çalışmayı tanitmaya başladım ki beni susturdu ve "Dur bakalim önce bir çay içelim "diyerek iki çay söyledi.Önündeki kağıtlar dikkatimi çekti.Okul açılalı bir hafta olmuştu, yazılı yoklama olamazdı.Ancak ben yine de merak ettigim seyi öğrenmek için "Hocam
yazılı sınav mi yaptınız?" dedim."Hayır"diyerek cevap verdi.
Ben açiklama yapmasını ve merakımı gidermesini beklerken sustu,gelen çayını içmeye ve verdiğim anket formunu incelemeye başladı."Anlat bakalım, sana nasıl yardımcı olabilirim?" dedi.Ben kendimi bir kez daha tanıtarak yapmış olduğum çalışmayla ilgili bilgi verdim ve görüşlerini almak istediğimi söyledim.Anket formundaki sorulari cevaplamaya basladi.
Benim önündeki kagıtlara gözümün takıldığını görünce anket formunu bırakti ve "Sen de bir gün öğretmen olacaksın ve şimdi merakla izlediğin herşeyi sen de yapacaksın,yapman gerekiyor. Birçok öğretmenin dogrulugunu bilipte yapmadığı şey ; ögrencileri tanımak,onları anlamaya çalışmaktır.Bunlar öğrencilerin kendi hayatlarını anlattıkları daha doğrusu anlatmaya çalıştıkları küçük hikayeler.
Ben dersine girdiğim her sınıftakı öğrencileri bu şekilde de olsa tanımaya çalışıyorum.Bunu bir de dönem ortasına doğru yapıyorum.Samimiyetime inandiklari zaman isler daha da kolaylasiyor.
Her ögrenci kendi kafasinda ayri bir dünyada yasar.Onlari etkileyen çok sey vardir. Onlarin dünyasinda hersey farkli isler.Bizlerin bunlari kavramaya çalismasi gerekmektedir.Herseyden önce her ögrencinin farkli oldugunu bilmek gerekir." dedi.
Edebiyat ögretmeniydi.Daha birçok konuda konustuk.Sadece söyleyen, söylediklerini kendisi uygulamayan bir ögretmen degil ,her söyledigini yapmis olan bir ögretmenle konusuyor olmak beni çok sevindirdi.Çok sayida ögretmenle görüsmüstüm ancak hiçbiri konustugum edebiyat ögretmeni kadar ögrencilerini tanima ,onlarla iyi iletisim kurma çabasi içerisinde degildi.
Ben bu düsüncelerle okuldan ayrilirken bir soru sormayi unutmustum. Bu kadar sohbet ettigim ve fikirlerinden faydalandigim,kendisinden çok etkilendigim edebiyat ögretmeninin adini sormayi unutmustum.
( * ) Pınar ŞAHİN
Kaynak: KAYNAK: http://web.inonu.edu.tr/~ikram/Siniftaunutamadim
Etiketler:
edebiyat öğretmeni,
matematik,
matematik öğretmeni,
pınar şahin
Matematik Dersi Benim İçin Bir İşkenceydi.
Öğretmenin Öğrencilere Duyması Gereken Saygı:Saygı, sevgiden daha da önemliydi. Bir öğretmen öğrencilerine saygı duymalıydı. Bu saygı öğretmeni, görevini daha iyi yapmaya yönlendiriyordu.
Başarılı olmakta, öğrenciye saygı duymak, onları önemsemek ve sevmek çok önemliydi. Yalnız, bunu öğrencilere hissettirmek gerekiyordu. Kendisine sevgi ve saygı duyulduğundan emin olan çocuk, daha başarılı oluyordu. Haftanın son dersinden çıkarken onlara, hafta sonu tatilinde kendilerini özleyeceğimi, kendilerine iyi bakmaları gerektiğini, hasta oldukları takdirde okula gelemeyecekleri için hem derslerden geri kalacaklarını, hem de bütün sınıfın kendilerini özleyeceğini söylüyordum.
Pazartesi sabahı ise, nasıl olduklarını, hafta sonu tatilinde neler yaptıklarını soruyor, iki günlük tatilde okulu ve onları özlediğimi, çünkü kendilerini çok sevdiğimi , her hafta başında hatırlatıyordum. Söylediklerim, gerçekten onlar için hissettiklerimdi. Toplum olarak, sevdiklerimize bir türlü itiraf edemediğimiz eni seviyorum. cümlesinin sihrini biliyordum. Onlara Çocuklar sizi çok seviyorum, kendinize iyi bakın. diyordum. Kendilerinin benim için çok önemli olduklarını hatırlatıyordum. Onlar için hissettiklerimi bilmelerini istiyordum. Böylece onlarla aramızda bir sevgi bağı oluşuyordu. Öğretmenini seven ve öğretmeni tarafından sevildiğini, özlendiğini bilen öğrencinin, daha fazla gayrete geleceğinden, dolayısıyla daha başarılı olacağından emindim.
Kendi öğrencilik yıllarımdan biliyordum. Sevdiğim öğretmenlerin dersinde çok başarılıydım. Bir türlü sevemediğim veya kendilerinden korktuğum öğretmenlerimin dersinde başarılı olamıyordum.
Devamlı bize bağıran, kızdığında yüzümüze tüküren bir matematik öğretmenimiz vardı. Onu hiç sevmiyordum, kendisinden çok korkuyordum. Matematik dersi benim için bir işkenceydi. Bu yüzden matematik dersini öğrencilik hayatım boyunca hiç sevemedim. O nedenle matematikten genelde zayıf alıyordum sınavlarda. Çok sevdiğim öğretmenlerimi üzmemek için ise, onların dersine çok çalışıyor, sonuçta başarılı oluyordum. O halde, öğrencilerimin beni sevmeleri, benim de onları sevdiğimi bilmeleri gerekiyordu . Onlara izi seviyorum. demek, hiç de zor değildi...
Dikkat ettiğim bir şey daha vardı. O da şuydu: Saygı, sevgiden daha da önemliydi. Bir öğretmen öğrencilerine saygı duymalıydı. Bu saygı öğretmeni, görevini daha iyi yapmaya yönlendiriyordu. Her sabah, Andımızda, üçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak.... diyorlardı öğrenciler. Ben de onlara, sadece küçüklerin büyükleri değil, büyüklerin de küçükleri saymaları gerektiğini anlatıyordum. Büyüklerin de küçüklere neden saygı duymaları gerektiğini, örneklerle açıklıyordum.
Kendilerine duyduğum saygı nedeniyle; sınıfımda güzel konuşmaya, bir öğretmene yakışacak şekilde giyinmeye,çok çalışıp başarılı olmaya, masamda otururken bile uygun olmayan bir oturuş yapmamaya özen gösterdiğimi söylüyordum. Derse iki dakika geç girdiğim zaman bile, kendilerinden özür diliyordum. Neden geciktiğimi anlatıyordum. Aksi takdirde görevimi ihmal ettiğimi, deyim yerindeyse görevimi savsakladığımı sanabilirlerdi. Onların bana verdiği değerin bir kısmının kaybolmasına izin vermiyordum. Yaptığım küçücük bir yanlış için bile, onlardan özür diliyordum. Onları çok ciddiye alıyordum ve bunu kendilerine hissettiriyordum.
Çocukların bulunduğu bir toplulukta, başka yerden daha dikkatli davrandığımı, çocukların kendilerine öğretmenleri örnek aldıklarını bildiğimi söylüyordum. Böylece çocuklar, okuldaki ve toplumdaki yerlerini anlayabiliyorlar, bir birey olduklarını, hele hele benim için değerli olduklarını hissedebiliyorlardı. Eğer bunu hissetmeselerdi ; Resim dersinde çizdikleri resimleri, evime asmam için bana verirler miydi? Benim dünyamda, kendilerinin çok önemli bir yerlerinin olduğundan, verdikleri resimleri evime asacağımdan öyle eminlerdi ki.
( * ) Kamuran Esen (İlköğretimde Öğretmeni Başarıya Götüren Yollar - 4 )
Kaynak:http://www.izedebiyat.com
Başarılı olmakta, öğrenciye saygı duymak, onları önemsemek ve sevmek çok önemliydi. Yalnız, bunu öğrencilere hissettirmek gerekiyordu. Kendisine sevgi ve saygı duyulduğundan emin olan çocuk, daha başarılı oluyordu. Haftanın son dersinden çıkarken onlara, hafta sonu tatilinde kendilerini özleyeceğimi, kendilerine iyi bakmaları gerektiğini, hasta oldukları takdirde okula gelemeyecekleri için hem derslerden geri kalacaklarını, hem de bütün sınıfın kendilerini özleyeceğini söylüyordum.
Pazartesi sabahı ise, nasıl olduklarını, hafta sonu tatilinde neler yaptıklarını soruyor, iki günlük tatilde okulu ve onları özlediğimi, çünkü kendilerini çok sevdiğimi , her hafta başında hatırlatıyordum. Söylediklerim, gerçekten onlar için hissettiklerimdi. Toplum olarak, sevdiklerimize bir türlü itiraf edemediğimiz eni seviyorum. cümlesinin sihrini biliyordum. Onlara Çocuklar sizi çok seviyorum, kendinize iyi bakın. diyordum. Kendilerinin benim için çok önemli olduklarını hatırlatıyordum. Onlar için hissettiklerimi bilmelerini istiyordum. Böylece onlarla aramızda bir sevgi bağı oluşuyordu. Öğretmenini seven ve öğretmeni tarafından sevildiğini, özlendiğini bilen öğrencinin, daha fazla gayrete geleceğinden, dolayısıyla daha başarılı olacağından emindim.
Kendi öğrencilik yıllarımdan biliyordum. Sevdiğim öğretmenlerin dersinde çok başarılıydım. Bir türlü sevemediğim veya kendilerinden korktuğum öğretmenlerimin dersinde başarılı olamıyordum.
Devamlı bize bağıran, kızdığında yüzümüze tüküren bir matematik öğretmenimiz vardı. Onu hiç sevmiyordum, kendisinden çok korkuyordum. Matematik dersi benim için bir işkenceydi. Bu yüzden matematik dersini öğrencilik hayatım boyunca hiç sevemedim. O nedenle matematikten genelde zayıf alıyordum sınavlarda. Çok sevdiğim öğretmenlerimi üzmemek için ise, onların dersine çok çalışıyor, sonuçta başarılı oluyordum. O halde, öğrencilerimin beni sevmeleri, benim de onları sevdiğimi bilmeleri gerekiyordu . Onlara izi seviyorum. demek, hiç de zor değildi...
Dikkat ettiğim bir şey daha vardı. O da şuydu: Saygı, sevgiden daha da önemliydi. Bir öğretmen öğrencilerine saygı duymalıydı. Bu saygı öğretmeni, görevini daha iyi yapmaya yönlendiriyordu. Her sabah, Andımızda, üçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak.... diyorlardı öğrenciler. Ben de onlara, sadece küçüklerin büyükleri değil, büyüklerin de küçükleri saymaları gerektiğini anlatıyordum. Büyüklerin de küçüklere neden saygı duymaları gerektiğini, örneklerle açıklıyordum.
Kendilerine duyduğum saygı nedeniyle; sınıfımda güzel konuşmaya, bir öğretmene yakışacak şekilde giyinmeye,çok çalışıp başarılı olmaya, masamda otururken bile uygun olmayan bir oturuş yapmamaya özen gösterdiğimi söylüyordum. Derse iki dakika geç girdiğim zaman bile, kendilerinden özür diliyordum. Neden geciktiğimi anlatıyordum. Aksi takdirde görevimi ihmal ettiğimi, deyim yerindeyse görevimi savsakladığımı sanabilirlerdi. Onların bana verdiği değerin bir kısmının kaybolmasına izin vermiyordum. Yaptığım küçücük bir yanlış için bile, onlardan özür diliyordum. Onları çok ciddiye alıyordum ve bunu kendilerine hissettiriyordum.
Çocukların bulunduğu bir toplulukta, başka yerden daha dikkatli davrandığımı, çocukların kendilerine öğretmenleri örnek aldıklarını bildiğimi söylüyordum. Böylece çocuklar, okuldaki ve toplumdaki yerlerini anlayabiliyorlar, bir birey olduklarını, hele hele benim için değerli olduklarını hissedebiliyorlardı. Eğer bunu hissetmeselerdi ; Resim dersinde çizdikleri resimleri, evime asmam için bana verirler miydi? Benim dünyamda, kendilerinin çok önemli bir yerlerinin olduğundan, verdikleri resimleri evime asacağımdan öyle eminlerdi ki.
( * ) Kamuran Esen (İlköğretimde Öğretmeni Başarıya Götüren Yollar - 4 )
Kaynak:http://www.izedebiyat.com
Etiketler:
işkence,
kamuran esen,
matematik dersi,
saygı,
sevgi
Sizden Adam Olmaz Derdi Ama
Belki bu sayfaya bir gün ulaşırsınız diyerek buradan siz öğrencilerime bir şeyler söylemek istedim. Öğretmenlik sadece bir şeyler öğretmekten ibaret değil. Hep dersten ibaret değil yani. Ben ders dışındaki zamanlarda ve özellikle tenefüslerde etrafıma toplanan öğrencilerime yaptığım konuşmalardan her zaman zevk aldım. Arada bir derslerde de bu tür konuşmalar ve sohbetler yaptık. Bazen sıkılsanız da genellikle pür dikkat dinlerdiniz hepiniz beni. Burada bazı önemli olanlarını hatırlatmak istiyorum.
Günümüzdeki öğrenci olmak çok zor. Taa ilkokuldan başlıyor şu sınav ve hayat maratonu. Birçok rakip, birçok imkansızlık, birçok problem var. Ailenin ve çevrenin büyüme döneminde hep baskısı olmuştur insana. Öyle ki çok sıkılırsınız, bir gün içinizden "bıktım artık" dersiniz. Bunlara rağmen size daha önce de söylediğimi tekrar söyliyeyim, siz elinizdeki imkanlarla, vakitle elinizden geleni yapıyorsanız aldığınız sonuç ne olursa olsun başarılı sayılırsınız. Çalıştıktan sonra, elinizden geleni yaptıktan sonra umduğunuz, hevesle beklediğiniz sonuca ulaşamadıysanız üzülmeyin ve çevrenizdekilerin dediklerini, düşündüklerini de umursamayın. Hiçbir zaman da pes de etmeyin, çalışmaktan vazgeçmeyin, bir gün mutlaka iyi şeylere kavuşursunuz. Bazen bir şeylere geç sahip olabilir insan.
Sizlere kendim bizzat tanık olduğum gerçek örnekler vermek istiyorum. Lisede bir matematik öğretmenimiz vardı, onu çok severdim. Matematikten hep yüksek notlar alırdım. Neyse beni boşverelim. Öğretmenimiz sınıftaki bir arkadaşıma sürekli motivasyonunu bozucu cümleler söylerdi. "böyle gidersen senden bir şey olmaz" v.b. gibisinden cümleler. Arkadaşım da genellikle matematikten zayıf alırdı. Ama gel gör ki yıllar geçti ve arkadaşım son anda gayret gösterdi şimdi matematik öğretmeni oldu. Hala görüşüyoruz ve mükemmel bir öğretmen. Öğrencilerini sınavlara çok iyi hazırlıyor ve yüksek sonuçlar alıyor öğrencileri. Şimdi düzenli bir hayata sahip ve mutlu.
Lisedeki o sınıfımızda öğretmenlerimizin "sizden adam olmaz" dediği bir sürü arkadaşımız vardı. Onlarca arkadaşımız. Ama hepsi şimdi iyi birer meslek sahibi oldu. Hem çok eleştirilenlerden 3-4 tanesi mühendis oldu. Her şey sizin elinizde. Başkarlarının söylediği ve düşündükleriyle değil kendi gayretinizle bir yerlere gelebilirsiniz.
Son bir örnek daha vermek istiyorum. Ortaokulda bir arkadaşım vardı, üniversite sınavında Türkiye 20.si oldu o zamanlar. Çok iyi bir dereceydi bu. Bilkente başladı. 2 yıl okudu başarılı olamadı ve tekrar üniversite sınavına girmeye başladı. Bazen az olanla yetinmek de sizi mutlu edebilir. Bir hedefiniz olsun, çok büyük olmasına gerek yok. Düz lisede de okusanız, meslek lisesinde de, Hakkaride de okusanız, Gaziantepte de hiç farketmez bir yerlere gelebilir, güzel şeylere sahip olabilirsiniz.
Son olarak biraz da uyarı yapmak istiyorum. Elinizde olduğu halde çalışmamayı, boşvermeyi kendinize yakıştırabiliyor musunuz? Ne gariptir ki günümüzde devlet okullarında kalmanın geçmekten daha zor olduğunu herkes biliyor. Ama siz kendinize 4-5 zayıfla geçmeyi, başarısız olmayı yakıştırabiliyor musunuz? Bu sadece okulda, derste değil tüm hayatta geçerlidir. Hayatta daha iyisini yapabilecekken neden vazgeçip daha azına sahip olasınız? Cümlelerimi bitirirken hepinizin bir gün bir yerlere geleceğine inanıyor ve hayatta başarılı olmanızı diliyorum.. Tüm eski ve yeni öğrencilerime sevgilerimi gönderiyorum...
( * ) Hüseyin Şeker
Kaynak:http://huseyinseker.com
Günümüzdeki öğrenci olmak çok zor. Taa ilkokuldan başlıyor şu sınav ve hayat maratonu. Birçok rakip, birçok imkansızlık, birçok problem var. Ailenin ve çevrenin büyüme döneminde hep baskısı olmuştur insana. Öyle ki çok sıkılırsınız, bir gün içinizden "bıktım artık" dersiniz. Bunlara rağmen size daha önce de söylediğimi tekrar söyliyeyim, siz elinizdeki imkanlarla, vakitle elinizden geleni yapıyorsanız aldığınız sonuç ne olursa olsun başarılı sayılırsınız. Çalıştıktan sonra, elinizden geleni yaptıktan sonra umduğunuz, hevesle beklediğiniz sonuca ulaşamadıysanız üzülmeyin ve çevrenizdekilerin dediklerini, düşündüklerini de umursamayın. Hiçbir zaman da pes de etmeyin, çalışmaktan vazgeçmeyin, bir gün mutlaka iyi şeylere kavuşursunuz. Bazen bir şeylere geç sahip olabilir insan.
Sizlere kendim bizzat tanık olduğum gerçek örnekler vermek istiyorum. Lisede bir matematik öğretmenimiz vardı, onu çok severdim. Matematikten hep yüksek notlar alırdım. Neyse beni boşverelim. Öğretmenimiz sınıftaki bir arkadaşıma sürekli motivasyonunu bozucu cümleler söylerdi. "böyle gidersen senden bir şey olmaz" v.b. gibisinden cümleler. Arkadaşım da genellikle matematikten zayıf alırdı. Ama gel gör ki yıllar geçti ve arkadaşım son anda gayret gösterdi şimdi matematik öğretmeni oldu. Hala görüşüyoruz ve mükemmel bir öğretmen. Öğrencilerini sınavlara çok iyi hazırlıyor ve yüksek sonuçlar alıyor öğrencileri. Şimdi düzenli bir hayata sahip ve mutlu.
Lisedeki o sınıfımızda öğretmenlerimizin "sizden adam olmaz" dediği bir sürü arkadaşımız vardı. Onlarca arkadaşımız. Ama hepsi şimdi iyi birer meslek sahibi oldu. Hem çok eleştirilenlerden 3-4 tanesi mühendis oldu. Her şey sizin elinizde. Başkarlarının söylediği ve düşündükleriyle değil kendi gayretinizle bir yerlere gelebilirsiniz.
Son bir örnek daha vermek istiyorum. Ortaokulda bir arkadaşım vardı, üniversite sınavında Türkiye 20.si oldu o zamanlar. Çok iyi bir dereceydi bu. Bilkente başladı. 2 yıl okudu başarılı olamadı ve tekrar üniversite sınavına girmeye başladı. Bazen az olanla yetinmek de sizi mutlu edebilir. Bir hedefiniz olsun, çok büyük olmasına gerek yok. Düz lisede de okusanız, meslek lisesinde de, Hakkaride de okusanız, Gaziantepte de hiç farketmez bir yerlere gelebilir, güzel şeylere sahip olabilirsiniz.
Son olarak biraz da uyarı yapmak istiyorum. Elinizde olduğu halde çalışmamayı, boşvermeyi kendinize yakıştırabiliyor musunuz? Ne gariptir ki günümüzde devlet okullarında kalmanın geçmekten daha zor olduğunu herkes biliyor. Ama siz kendinize 4-5 zayıfla geçmeyi, başarısız olmayı yakıştırabiliyor musunuz? Bu sadece okulda, derste değil tüm hayatta geçerlidir. Hayatta daha iyisini yapabilecekken neden vazgeçip daha azına sahip olasınız? Cümlelerimi bitirirken hepinizin bir gün bir yerlere geleceğine inanıyor ve hayatta başarılı olmanızı diliyorum.. Tüm eski ve yeni öğrencilerime sevgilerimi gönderiyorum...
( * ) Hüseyin Şeker
Kaynak:http://huseyinseker.com
Etiketler:
hüseyin şeker,
matematik öğretmeni,
öğretmek,
öğretmenlik
Meral Hoca Gitti, Matematik Bitti
Bir türlü beceremedim şu ingilizceyi,orta okulda inmgilizce öğretmenin bayan füsun ÖZDİLLİ ilk dersimizde hadi ders yapalım biraz dediğinde gözlerimin içi gülmüştü. farketmiş demek beni işaret edip bakın nasılda gözleri güldü arkadaşınızın bu çoçuk bu işi başaracak demiştim. peki başarabildim mi? I'm sorr teacher. üzgünüm ama başaramamıştım. lisede ve daha sonra özel kursada gitmeme ragmen bir türlü olmamıştı. sanırım ben ingilizce öğrenebilme özürlüydüm. Evet gülüyorum ama gercekden de böyle idi.
Ama lisede matematik derslerimize giren sevgili bayan Meral Öztürk bana bişi öğrettim hemde çok iyi. onunla ilk karşılaştıgımızda ben dahil tüm sınıf bune ya çarpık bacak ( argo tabirle skoda bacak) demiştik. sanırım görünüş olarak kimsenin ilğisini çekmemişti ama benim için tuhaf olan bişi vardı. kendinden emin bakışları ders anlatma şekli hayata bakışı ve diyalogları o kadar güçlü idi ki adeta onun esiri haline gelmişti.
Normalde 5 lik sistemde 2 den fazla not almayı beceremediğim matematik dersim bir anda 4 olmuştu. Neden diye araştırdıgımda bunun sebebinin sanırım Meral Hocanın dikkatini cekmek olduguna kanaat getirdim. Ne hikmettir Meral Hoca aynı zamanda bizim sınıfın rehber öğretmeni oldu. Artık sadece matematikle onu etkileyemezdim.
Peki ya ne yapacaktım?Tüm derslerimde başarılı olmalıydım ve sınıfın önde gelen çalışkanlarından ( tembel bir kıskançken) (çünkü daha önce çalışkanlara inek derdim) olmalıydım. Yani o kıskandığım kişilerden olmalıydım. Lise birde sınıf 4.sü, lise ikide sınıf 1. si olmuştum. İnanılması güç ama gercek hepsi. Rehber ögretmenizin her türlü etkinlik çalışmasına katılır, gönüllü yardımcısı olur ve imkanım olsa hiç yanında ayrılmak istemezdim. Beni çok severdi, sınıfa girdiginde bişimi lazım ''Ali şunu bi halledi ver'' bir yere bişimi gidicek '' Ali şunu felanca yere teslim et'' vs vs vs....
ALLAH ım diyordum bana ne çok ilgi gösteriyor. dünyanın en mutlu insanıydım.Bir gün ilk ders matematik ve kalbim her zaman ki gizi hızla çarpıyo ve heyecanlıyım. Çünkü az sonra Meral Hocam gelicek ve bize ders vericek.
Kapı acıldı içeriye iri yarı (kabaca çam yarması) ve özensizce giyimli 45 yaşlarında bir adam, bilin bakalım kim? tabiki bay Halim ..........'ten başkası degildi yeni matematik öğretmenimiz. Tam bir şok. Hemen Meral Hocanın hastalanmış veya işi cıkmış olabilecegi iyimser senaryoları kafama yazmaya başladım. tenefüsde dogru müdür beyimiz bay Adem ÖKSÜZ in yanında aldım soluğu. '' Öğretmenim afedersiniz bir şey sorabilirmiyim? ( Sınıf birincisi oldunuz mu müdür bile sizi tanıyor.)
-Tabiki Ali buyur sor.
-Öğretmenim ben Meral ÖZTÜRK öğretmenimizi soracakdım acaba hasta mı?
- Hayır Ali kendisi hafta sonu okulumuzdan ve lojmandan ayrıldı. artık Halim bey dersinize girecek.
- Özür dilerim öğretmenim acaba nedenini öğrenebilir miyim?
Başını aşagı doğru eğip gözlüklerinin üzerinden bana baktı belkide tersleyecekti ama nedendir bilmem tekrar başını yukarı kaldırıp:
- Evladım öğretmeniniz tayin istemişti. Tayini çıkmış ve ailesi haftasonu almaya gelince apar topar toparlanıp Konya'ya gittiler.
-Teşekür ederim dedim ve kendimi derhal okul bahcesine attım. Hıçkırarak ağlıyordum. Nasıl olurdu bu ya, bir veda bile etmeden nasıl giderdi? Hele hele onu o kadar cok severken nasıl tayin istemişti?
Çocuksu aklım bunu anlayamıyordu o zaman ama şimdi anlıyorum sanırım. O sadece işi için orada idi. Onun için öğrencisi Ali olmuş, Hasan olmuş yşe olmuş önemli değildi.
Lise 2' de sınıf birincisi iken lise sonda nerede ise 10'lu hatta 20' li sıralarda idim. Başarısızlığımı sorguladıgım da ise şunu görüyordum; ben lise 1 ve 2 yi Meral Hanım için okumuştum kendim için değil.Onun için başarmıştım, onun ilgisine layık olabilmek için. Oysa bunu yaparken kendime ihanet ediyormuşum, kendi hayatımı Meral Hanım için yaşayarak kendime ihanet etmiştim.
Ve o taaa o gün anladım ki hayatım asla başkaları için inşaa etmemeliydim.Hele hele kendime asla ihanet etmemliyidim. Ben olmadan onların olamayacağını artık görmeliyidim.
Ve sevgili Meral ÖZTÜRK hocam şu an nerdesiniz ve nasıl bir hayatınız var bilmiyorum ama sizden önce özür diliyor sonra da bana kazandırdığınız bu deneyim için size teşekkür ediyorum.
I'm sorry teacher and thank you very much.
good by mıss Meral...
( * ) Rumuz Danışman
KAYNAK: http://www.hatunca.net
Ama lisede matematik derslerimize giren sevgili bayan Meral Öztürk bana bişi öğrettim hemde çok iyi. onunla ilk karşılaştıgımızda ben dahil tüm sınıf bune ya çarpık bacak ( argo tabirle skoda bacak) demiştik. sanırım görünüş olarak kimsenin ilğisini çekmemişti ama benim için tuhaf olan bişi vardı. kendinden emin bakışları ders anlatma şekli hayata bakışı ve diyalogları o kadar güçlü idi ki adeta onun esiri haline gelmişti.
Normalde 5 lik sistemde 2 den fazla not almayı beceremediğim matematik dersim bir anda 4 olmuştu. Neden diye araştırdıgımda bunun sebebinin sanırım Meral Hocanın dikkatini cekmek olduguna kanaat getirdim. Ne hikmettir Meral Hoca aynı zamanda bizim sınıfın rehber öğretmeni oldu. Artık sadece matematikle onu etkileyemezdim.
Peki ya ne yapacaktım?Tüm derslerimde başarılı olmalıydım ve sınıfın önde gelen çalışkanlarından ( tembel bir kıskançken) (çünkü daha önce çalışkanlara inek derdim) olmalıydım. Yani o kıskandığım kişilerden olmalıydım. Lise birde sınıf 4.sü, lise ikide sınıf 1. si olmuştum. İnanılması güç ama gercek hepsi. Rehber ögretmenizin her türlü etkinlik çalışmasına katılır, gönüllü yardımcısı olur ve imkanım olsa hiç yanında ayrılmak istemezdim. Beni çok severdi, sınıfa girdiginde bişimi lazım ''Ali şunu bi halledi ver'' bir yere bişimi gidicek '' Ali şunu felanca yere teslim et'' vs vs vs....
ALLAH ım diyordum bana ne çok ilgi gösteriyor. dünyanın en mutlu insanıydım.Bir gün ilk ders matematik ve kalbim her zaman ki gizi hızla çarpıyo ve heyecanlıyım. Çünkü az sonra Meral Hocam gelicek ve bize ders vericek.
Kapı acıldı içeriye iri yarı (kabaca çam yarması) ve özensizce giyimli 45 yaşlarında bir adam, bilin bakalım kim? tabiki bay Halim ..........'ten başkası degildi yeni matematik öğretmenimiz. Tam bir şok. Hemen Meral Hocanın hastalanmış veya işi cıkmış olabilecegi iyimser senaryoları kafama yazmaya başladım. tenefüsde dogru müdür beyimiz bay Adem ÖKSÜZ in yanında aldım soluğu. '' Öğretmenim afedersiniz bir şey sorabilirmiyim? ( Sınıf birincisi oldunuz mu müdür bile sizi tanıyor.)
-Tabiki Ali buyur sor.
-Öğretmenim ben Meral ÖZTÜRK öğretmenimizi soracakdım acaba hasta mı?
- Hayır Ali kendisi hafta sonu okulumuzdan ve lojmandan ayrıldı. artık Halim bey dersinize girecek.
- Özür dilerim öğretmenim acaba nedenini öğrenebilir miyim?
Başını aşagı doğru eğip gözlüklerinin üzerinden bana baktı belkide tersleyecekti ama nedendir bilmem tekrar başını yukarı kaldırıp:
- Evladım öğretmeniniz tayin istemişti. Tayini çıkmış ve ailesi haftasonu almaya gelince apar topar toparlanıp Konya'ya gittiler.
-Teşekür ederim dedim ve kendimi derhal okul bahcesine attım. Hıçkırarak ağlıyordum. Nasıl olurdu bu ya, bir veda bile etmeden nasıl giderdi? Hele hele onu o kadar cok severken nasıl tayin istemişti?
Çocuksu aklım bunu anlayamıyordu o zaman ama şimdi anlıyorum sanırım. O sadece işi için orada idi. Onun için öğrencisi Ali olmuş, Hasan olmuş yşe olmuş önemli değildi.
Lise 2' de sınıf birincisi iken lise sonda nerede ise 10'lu hatta 20' li sıralarda idim. Başarısızlığımı sorguladıgım da ise şunu görüyordum; ben lise 1 ve 2 yi Meral Hanım için okumuştum kendim için değil.Onun için başarmıştım, onun ilgisine layık olabilmek için. Oysa bunu yaparken kendime ihanet ediyormuşum, kendi hayatımı Meral Hanım için yaşayarak kendime ihanet etmiştim.
Ve o taaa o gün anladım ki hayatım asla başkaları için inşaa etmemeliydim.Hele hele kendime asla ihanet etmemliyidim. Ben olmadan onların olamayacağını artık görmeliyidim.
Ve sevgili Meral ÖZTÜRK hocam şu an nerdesiniz ve nasıl bir hayatınız var bilmiyorum ama sizden önce özür diliyor sonra da bana kazandırdığınız bu deneyim için size teşekkür ediyorum.
I'm sorry teacher and thank you very much.
good by mıss Meral...
( * ) Rumuz Danışman
KAYNAK: http://www.hatunca.net
Etiketler:
hıçkırık,
konya,
matematik,
meral öztürk,
rumuz danışman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)